April 2010
1 post
in hakaan we trust!
God, i can’t believe that i still have the ability to write! The best thing in the world is to make yourself surprised.
September 2009
6 posts
and i feel just like i got home
Tatilden döndüm ama Ankara, ev tatili. 10 kişilik bir evde mis gibi poğaça kokuları vardı ve cenaze haberinin bile azıcık ağlatıp geçtiği bu dört günde hayat Guitar Hero ve Var mısın Yok musun’da kutudan ne kadar çıkacak sorunsalından ibaretti. O kadar yağmurluydu ki hava, bahçeye ayak bile basılamadı. Ama olsundu. Hayatta en güzel şey aile biliyor musunuz? Kocaman olanından hem de…
telaffuz etme beni
Pardon ama “Mac” isimli kozmetik markasını niye “Mak” diye telaffuz ediyorsunuz kızlar? Amerikan markası o, dolayısıyla işin içine İngiliz aksanı katmanın manası yok. Zamanında halam anlatmıştı. Bir arkadaş ortamında Real’i (Alman market zinciri) doğru şekliyle yazıldığı gibi telaffuz ederken kadınlardan biri sürekli düzeltme yapıp “Evet, riyıl çok ucuz”...
beynimin içi
Sevgili blog. Ofiste çok sıkıldım. Aşırı sıkıldım. Bugün cuma ve acayip sıkıldım. Oha yani ne biçim sıkıldım. Birazdan yağmur yağacak, gök gürleyecek, üstümüze tonla su boşalacak ve saat 3. Saat yedide ofisten çıktığım düşünülürse daha dört saat var. Ve bu menem yağmurun ne zaman yağacağını bilmiyorum. Eve metroyla dönmem gerektiği için ya aşağıyı su basarsa, ya ofisten çıkamazsam gibi evhamlara...
kot işçileri
Daha önce bahsetmiştim ama oluşumun link’ini Deryik‘in sayfasından aldım. http://www.kotiscileri.org/?fb_page_id=6028633577&
yağdır mevlam su
Memleketi su basınca “Sorumlusu insanoğludur” diyen belediye başkanlarına sahip olmanın verdiği heyecanı anlatamam. Az yağsa Allah’tan bulursunuz, çok yağsa insanoğlundan bulursunuz. Sizin hiç mi suçunuz, hiç mi önlem kabiliyetiniz yoktur? Bunca insan ölmüşken sizin Saray Muhallebisi şubelerinizin önündeki su bir mm’yi geçmiş midir Kadir Bey? Ramazanınız mübarek olsun.
m
Madonna, can’t get you out of my head and i feel just like i got home, and i feel…
August 2009
5 posts
kings of convenience - know how
Dinliyorum. Belki üç senedir dinlememiştim çünkü beni alıp bi zamanların garip hikayelerine götürdüğü için elim gitmiyordu. Ama şimdi yeniden götürdü. Cahillikler Kitabı’nda diyordu ki, “denizin kokusu aslında çürümüş yosun kokusudur, ama tatil günlerini hatırlattığı için güzel geliyor olabilir.” İşte bu şarkı da öyle. Aslında çok güzel ama, çürümüş bir sene parçasının tatlı...
wien - munchen
Döndü bu kız Viyana’lardan Münih’lerden. Madonna izledi. Radiohead’e dibi düştü. Jarvis Cocker’la dans etti. Cebinde Ting Tings rozetleri. Herkesin makyaj yapmayı ve renkli giyinmeyi unuttuğu, Çocukların hiç ağlamayıp sakinleştirici içmiş gibi sustuğu, Schiele ve Klimt’in gözlerini yaşarttığı bi memleket gördü. Bi de her gün güneşli, her gün, her gün… Son gün...
kof
Allahım şu güzelliğe bak. Beni de alın, arka fonda çıplak ayak taş sektireyim.
i'm your man
Bir sevgili istersen Ne istersen yapacağım Başka türlü bir sevgi istersen Senin için maskemi takacağım Bir yoldaş istersen Tut elimden Öfkeyle yere çalmak istersen Karşındayım Ben senin erkeğinim Bir boksör istersen Senin için ringe çıkarım Ya da bir doktor istersen Her noktanı yoklarım Bir şoför istersen Atla arabama Beni gezdirmek istersen Emrine amadeyim Ben senin erkeğinim Ah, ay ne parlak...
first we take istanbul
Şimdi, heyecanlanmak nasıl bi şey? Leonard Cohen’i görmek, canlı canlı First We Take Manhattan dinlemek mi? Yoksa haftaya Viyana sokaklarında Mozart tınılarıyla beslendikten sonra Madonna konserine gidip kültür karmaşası yaşamak mı? Pasaport kontrolü ve bavul hazırlama derdi mi? Bavuluna bi diş macunu, bi diş fırçası, bi de tişört koyanlardan olamadım hiç. Bakalım bu sefer yine yaprak...
July 2009
5 posts
O tut bi ucundan diyordu Diğeri bırakıveriyordu Tam diğer ucu tutmak için koşarken Öbürü kayıyordu
en sevdiğim mevsim olan mevsim yaz mevsimidir
Konserleeeeeerr!! Geçen hafta Rock’n Coke. İki gün önce Sezen. 1 Ağustos Fatboy Slim. 5 Ağustos Leonard Cohen. 8 Ağustos Ajda. Sonra veeer elini Münih. 18 Ağustos Madonna. 20-22 Ağustos Radiohead ve Jarvis Cocker ve Grace Jones ve bi daha Prodigy… Ooooo!
a commet appears
The Shins’i ilk dinlediğimde çok eski bir grup sanmıştım. Kinks gibi biraz. Aynı Kinks gibi.
eni veci voke
Çok tuhaf ama hayatta en çok özendiğim ve kıskandığım şeyin Smooth Criminal dansı olduğunu fark etmiş bulunuyorum. Ne Fransızca, ne bas gitar, ne şan ne şöhret. Keşke 45 derece sağa yatabilseydim.
to do list
- Ben dün Santana gördüm. - Limonlu turta yapmayı öğrenmek istiyorum, ama kremalı. - Küçüklüğümün şarkısı çalıyor, You’ll Come Round. - Hmm bi sürü şey var yapacak, ama mutluyum. O yüzden yaparım bence. - Eve gitsem de bi karpuz kessek, terasta yesek. - Hamak almak lazım terasa, unutuluyor. - Jens bana mail attı bi de. Kalp püsür. Ama hasta çok, alnına ıslak bez koyasım var. - Bodrum’a...
June 2009
8 posts
Ah eğleniyor kendi başına, Ah neşesi yeter…
don't stop till you fly enough
Michael Jackson öldü ya, şimdi ölümler daha yakın geliyor. Aklımda beyazı, siyahı, mahkemesi, Neverland’i değil de Billie Jean’ı, Thriller’ı, They Don’t Care About Us’ı kalıyor. Oha ya diyorum, nasıl ölür yani? BBC’de haberleri izlerken bir yanımla Pollyanna’cılık oynuyorum. Ama sonra niye ölmesin diyorum? Plastik madde mi adam doğada kalacak öyle. Sabahın...
çocuklara iyi örnek
bu evrende bir tozsun tarih seni unutsun haydi gel “süt” içelim
hayalet
Bitti! Kitabımın çevirisi bitti! Ay bi mutluyum. Şimdi makaleleri bitirme zamanı, toparlanma evresi yaklaşıyor. Elveda evin yeşil duvarları, elveda evin sarı duvarları. Artık doğal renkler göreceğim, dışarı çıkıp gezme zamanına beş var. Mesela ay başında Bodrum’a gideceğim kaçamak olsun diye. Şimdiden bi heyecan, bi bembeyaz evlere sarılmış begonvil görme isteği kıpırdayıp duruyor içimde. Ay...
işte
Hayatta insanı en çok yoran şey, “ne olursa olsun, olur” demeyi bırakıp “nasılsa olmazdı” demek. Sonra hayalet oluyorsun.
50 kelimeniz olsa ne dilerdiniz?
Fikri Jens’ten çaldım, cevabım: I want to be in Barcelona and in Annie Hall at the same time and to see the future in a Mary-Poppins way. I want to swim and swim and then lay on the beach, eating a cheese sandwich. And i want the little blue bird sitting on your chest… Siz ne dilerdiniz?
qui / no
après fois bon cent quoi parler le temps beau coup rien un peu même tout falloir lui petit comme Fransızca bilenleri acayip kıskanıyorum.
berbat bir istanbul
Günün bitmesi lazım artık. Sabahtan beri kıvran, kıvran dur. Pazartesi sendromu bi türlü Stockholm Sendromu olama. Şu an itibariyle 14 dakika kaldı ve ben çaresizim. Çeviri yapmaktan işaret parmaklarım acıyor. Kafam büyüdü böyle kocaman kocaman, karikatür baloncukları gibi oldu. Böyle anlarda mesela ışınlanmanın gücüne inanmak istiyorum. Ama eve gidip kitap çevirisine devam tabii. Dün en son...
May 2009
9 posts
özlemek garip bi şey, keşke özlemesek
Cırcır böceği ile karınca hikayesine inanmıyorum artık, ev-araba parası biriktirmek için gece gündüz çalışıp, sonra o arabaya binip işe gitmenin ve o eve saat 10’da gelip sabah 8’de çıkmanın gerçekliğine inanmıyorum. Salak karınca gibi bütün kışı kabuğumda geçirmeye de inanmıyorum. Yarını garantiye alacağıma bavulsuz mavulsuz çekip gitmek istiyorum. İki kuruş para biriktirip...
If it gets tame put your hands in the flame Just to find out how bad it could be Don’t drop your shoulder, we’re ten minutes older But I think I can make you see
rıdvan tonuyla okuyunuz
İşyerinin çaycısı beni bir kez daha şaşırtmıyooor ve kahveyi yine sade-köpüksüz getiriyoooor sayın seyircileeer. Saat altı ve sahada gerginlik had safhada.
a-yo tired of using technology
Artık kimse kol basmasa olur mu? Her yerdeler yareppim, korkuyorum çok.
sen doğru ben baya yanlış
Bu aralar neden bilmiyorum ama Gülben Ergen ve karnı her yerde. Hamileliği albümden daha çok satıyor. Ama bi şey itiraf edebilir miyim? Bu kadın inanılmaz ışıltılı, o kadar güzel… Üstelik sevdiğim şarkıların klibini bile çat diye kapatırken bu kadının “Sen doğru ben baya yanlış, bay doğruyla bayan yanlış”ını bir kez bile kapamayı başaramadım. Sesi kıs izle, kısmadan izle, kim...
Geliyor bulut gibi… Yaz bulutu…
öyle sıkılmışsın ki
Bir bakıyorsun o mini mini ekranında günde on defa Perez Hilton’ın sayfası açılıyor.
extras kazandırıyor
chinese japanese dirty knees what are these?
ayılana happy bayılana madame
Tester diye elime tutuşturdukları şu çirkin Gaultier - Madame parfümünün kokusu bileğimden gidebilirse çok sevineceğim. Kendi kokumdan ölmek üzereyim. Halbuse Clinique Happy ne güzel. Portakal ağaçları, etraf mis, yaz gelseler falan… Bazen blogda koku kısmı da olsun istiyorum, cümle alemin içi açılsın. Anneme aldım hem anneler gününe. Yurtiçi Kargo’daki talihli eleman götürecek, annem...
April 2009
8 posts
for all flower boys'n girls
this is a call of arms to live and love and sleep together we could flood the streets with love or light or heat whatever lock the parents out, cut a rug, twist and shout wave your hands make it rain for stars will rise again the youth is starting to change are you starting to change? are you? together in a couple of years tides have turned from booze to tears and in spite of the weather we could...
oha diyorum sadece
Nasıl yani diye bakıyorum? Bostancı’da çatışma çıkmış, yoldan geçen bir genç başından vurularak hayatını kaybetmiş ve Hürriyet’te tam boy kan gölünde yatan gencin resmi, üstüne bir de adı. Şimdi bu çocuğun yakınları fotoğrafı görünce, olayı bu saçma sapan haberlerden öğrenince ne hissedecek diye düşündüğümde başımın orta yerine ağrı giriyor. Bi şey de söylemek istemiyor canım,...
ağaç
Önce Aşk-ı Memnu’daki Firdevs Hanım’da gördüm. Fotoğrafını bulamayıp kalbime gömdüm. Sonra Ali Larter’ın bir galada çekilmiş resmini görünce “hah işte” dedim. Bu küpelerden ben de istiyorum istiyorum. Gerekirse saksıda diker yetiştiririm.
last.fm'le last yolculuk
Last.fm’in kişisel şarkılardan oluşan listeyi paraya bağlaması olayını duyan vardır. Şimdi şöyle bir şey efem. Sizin kendi bilgisayarınızda dinlediğiniz şarkıları kaydederek internet üzerinden shuffle’da çalan bir sistem. Last.fm geçen hafta bunu paralı yaptı. Ancak bizi tımara bağlamadan önce 30 şarkılık bedava hak verdi. Ben şu an 30. şarkımdayım ve ne çalıyor biliyor musunuz: This...
İki önceki yazımda anlattığım jonklör meğer İstanbul semalarında pek popülermiş. Yunanistan’dan kopup gelmiş ve İstiklal çevresinde kim var kim yok tanıyormuş. İlginç…
haziran gecesi
Patrick Wolf, tüylü ceketini de giy gel, e mi? Üşürsün buralarda…
milk
İsmiyle beni utandırmayan bu filme, eylemci ruhlu Sean Penn’e, bıyıklı yavuklusu James Franco’ya ve cesur Gus Van Sant’e güzel pazar günü için teşekkürler. Dan White’a da bi şeycik demem.
üç top
O gün arkadaşlarımla buluştuktan sonra gecenin 11’inde metroya binip yalnız başıma eve dönüyordum. Karşımda da bir çift oturuyordu, hafif hippi + backpacker kılıklı. Çocuğun elinde üç top vardı ve çevirip duruyordu. Kitabımdan gözlerimi kaldırıp bir an ona doğru baktığımda gülümseyerek elindeki topları çevirmeye başladı. Toplardan biri yere düşüp tıngır mıngır ayağımın ucuna gelince, topu...
March 2009
9 posts
haydi kızlar go fug yourself'e!
Dear Jessica and Heather, Love you love you so much. You made my day again. Everyone, pls march march your fingers to Go Fug Yourself. Türkçe Meali: Jessica’m ve Heather’ım, Sizleri ben pek çok, pek çok severim. Siz bir ana, siz bir baba her şey oldunuz artık bana. Moda severler, pamuk parmaklar klavyeye: Gidin Kendinizi Çirkinleştirin.
taşlanmış kot giymesek
Nasıl ki her elmas küpede Sierra Leone’deki işçilerin adı anılıyorsa, o zaman her taşlanmış kotta da bizden birilerinin geleceğiyle oynandığını görmek lazım. Canım çok sıkılıyor böyle haberleri görünce…
gözüme bi şi kaçtı, ay tam şurada bak
Bu resmi karanlıkta, yanlış açıdan görünce çay bardağı sandığımı itiraf etmeliyim. Beynim benimle oyun oynuyo, oynuyoooo!
fifteen minutes with you
Böyle bazen Süpermen gibi göğsümü yırtıp içinden mini mini pembe-kırmızı kalpler dökmek istiyorum, sonra o kalpler baloncuk gibi pıt pıt patlasa keşke. Özellikle Honeydrips - I Wouldn’t Know What To Do dinlediğim zamanlarda gözümün önüne gelen manzara gibi mesela…
gün kültürü ve kısır bilgisi
Başlığı Ekşi Sözlük’ten araklamakla birlikte ev ekonomisi dersi yerine okutulması taraftarıyım, M.E.B ahalisine duyurulur. Bir de seçim öncesi sayın Mustafa Sarıgül’e sesleniyorum: Mustafa Bey’ciğim, Sizinle Seda Sayan’ın telefon gafı nedeniyle bir gönül bağı kurduğumu inkar edemem. Ancak her evin kapısına sarı gül bıraktıran (turuncu be onlar) zihniyetiniz, neden metro...
“Bebeklikten kalma ilk anımda sanırım bir buçuk-iki yaşında olmalıydım. Yan odada oyuncaklarımla oynarken annemle babamın salondan gelen seslerini duyduğumu anımsıyorum. “Acaba oğlanı vaftiz ettirmezsek öldüğünde cennete mi cehenneme mi gider?” diye ciddi ciddi tartışıyorlardı. Öylesine tuhafı ki…” Rufus Wainwright, Temmuz 2008, rakı masası
sisli bir kış rengi
Dün dünyanın en büyük yıldırımını gördükten sonra, bugün elimde bir bardak çayla Simon & Garfunkel’dan geliyor… hear the salvation army band down by the riverside, it’s bound to be a better ride than what you’ve got planned carry your cup in your hand and look around, leaves are brown now and the sky is a hazy shade of winter hang on to your hopes, my friend...
çeviri bir imitosis iki
Son üç yılda, dört mü yoksa, ne zaman Andrew Bird - Imitosis’in ilk notalarını duysam derin derin iç çekiyorum; bi şeyler içerden fişekleyip göğüs kafesimin içinde Wall-E gibi sıkıştırılmış kutular yapıyor sanki. Öksürsem geçecek… Figure 4 is a plan view of a portion of arc-shaped wall to build for example the so called roman stairs of a swimming pool… Çeviriye fon olsun diye...